roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2018 Pazartesi

Fİ Çİ Pİ SERİSİ ÖZET

Fi Çi Pi SERİSİ ÖZET



Çok satanlar reyonunu çoğunlukla es geçen bir okuyucu olarak bazen önemli şeyleri kaçırdığımın farkındayım. Ancak bazı şeyler algı alanımıza gireceklerse bir yolunu buluyorlar şüphesiz. Her şey bir dost meclisindeki sohbet ile başladı. Azra Kohen isimli bir yazarın Fi-Çi-Pi isimlerinden oluşan üçlemesi uzun süredir ortalığı kavuruyordu ve o sırada Fi’yi okuyan arkadaşım hararetle kitapları tavsiye etti. Bundan sonraki süreçte –algıda seçiciliğin de etkisiyle- her yerde kitabı görmeye başladım. Çok satanlar listesi, yorumlar, sosyal medya paylaşımları ve mahallede normalde kitap satmayan kırtasiye ve daha farklı mecralarda kitap ya da kitaptan alıntılar vardı. Açıkcası kitaplar iyice dikkatimi çekmişti ve okumaya karar verdim. Bu noktada kitapları okumam sırasındaki komik deneyimi sona bırakıyor ve eserlerden bahsetmek istiyorum. Şüphesiz ki yazıyı sonuna kadar okuyanlar, yüzleri gülümseten bir hikaye ile karşılacaklardır.

fi

Zenginliğin ve her şeye sahip olmanın içinde mutsuz, hırslarıyla yıpranmış insanlar. Azra Kohen’in Fi Çi Pi kitaplarından oluşan serisinde günümüz beyaz yakalısına da oldukça fazla referans var. Bu anlamda bazı noktalarda “etrafımızdaki şu insana ne kadar benziyor” demeden geçemiyorsunuz. Ana karakterleri nasıl yapsam da anlatsam diye düşünürken siz sevgili okuyucu için hiçbir emekten kaçınmadım ve bunu aşağıdaki grafiğe dökeyim dedim. Keza bu kitaplarda da Aşk-ı Memnu tadında bir ilişkiler ağı mevcut. Grafikten sonra anlatıma başlayayım.



Can’ın Duru’yu görmesi ve Deniz ile yaşadıkları yan evlerine taşınması ile ana hikaye başlıyor. Bu aşk, tutku, ihtiras üçgeni kitabın ana çatısı diyebiliriz. Bu ilişki ağı zamanla dönüşüyor ve kişilerin geldikleri farklı yerleri ve kimliklerini dönüştürme sürecini takip ediyoruz kitap boyunca. Açıkcası kitabın ana eksenine oturtulmasına rağmen en az ilgimi çeken ilişki ağı bu oldu ve özellikle de ikinci kitabın bazı bölümlerinde konunun çok uzatıldığını düşündüm. Kitap hakkında bilgi vermeden nasıl anlatılır bilemedim ama aralarındaki ilişkilerden daha ziyade sonrasında yaşadıkları kişisel aydınlanma süreci daha sürükleyiciydi. Özellikle de Deniz’in üstün yeteneği ile sanatı ve gençleri yönlendirmesi ve yeni bir enerji yaratması. Bu aydınlanma sürecinin en önemli karakterlerinden biri de Bilge idi. Can’ın yanında asistanlık yapmaya başlayan Bilge, sonrasında geldiği nokta ile en büyük dönüşümlerden birine sebep olan insan olarak önplanda. Ada ve Göksel de bu sürece aşk bağı ile bağlılar ancak bu aşkları onları yıkıcı bir noktaya taşıyor.

Karakterlerle beraber sistem eleştirisi de yapılıyor seride. Bunu en iyi Özge’nin kısmında görüyoruz. Magazincilikten kimseden korkmaz, doğruları göstermek isteyen bir gazeteci ve sonrasında da siyasetçi konumuna gelmesi sürecinde Sadık Murat Kolhan ile yaşadıkları şu anda basın ve siyaset arasındaki yumağa ciddi bir ayna tutuyor. Sanırım en ilgiyle okuduğum kısımlar bu kısımlar oldu.

Serinin üç kitabının da kitapların içeriğiyle bağlantılı isimleri var. İlk kitaba ismini veren Fi sayısı, kusursuz güzelliğe atfedilen altın oran simgesi. Özellikle Duru’nun güzelliği ve Can’ın ateşe giden pervane misali bu güzelliğin etrafında dönmesine gönderme diyebiliriz. Çi, çin felsefesinde enerji, yaşam gücü, nefes olarak adlandırılıyor, bu tabirle de paralel ikinci kitapta hızlı bir devinim söz konusu. Daire alan ve çevre ölçümlenmesinde kullanılan Pi ise hikayenin başladığı ve bittiği noktaya referans veriyor.

Seri ile ilgili genel bir fikir vermek gerekirse genel olarak akıcı, bazı noktalarda da zihin açıcı bir okuma deneyimi sunduğunu söyleyebilirim. Ancak esas aydınlanma sürecinin anlatıldığı üçüncü kitap çok zayıf kalmış. En basit olayları bile ayrıntısıyla anlatan yazar, son kitaptaki kurtuluşa dair teorisini ve karakterlerin bu anlamda yaşadıklarını daha detaylandırmalı bana göre. Yazarın kendi hayatında da yapmak istediğini söylediği sürdürülebilir yaşam alanı fikri daha iyi açıklanmayı hakkediyor. Bazı noktalarda da ciddi bir empoze var, bazı fikirler tek doğru olarak aşılanmaya çalışılıyor gibi. Kitapları okurken bazen mottolar listesi okuyorum gibi geldi. İçeriğe ek olarak bir eleştiri daha yapmak isterim. Kitap kapakları gerçekten kötü ve insanda üçüncü sınıf aksiyon senaryosu izlenimi yaratıyor. Bence değiştirilmesi yerinde olur.

Kitaptan dikkat çekici bir alıntı ile yorumumu tamamlamak isterim. “Onca varlıklarına, servetlerine, huzurlarına rağmen diğerleriyle yarışırcasına şekle yapışmamayı başaranlar nihayet beşinci basamağa, kendini gerçekleştirmeye varırlar. Kendini gerçekleştirmek… Peki bu ne demek? Ben niye buradayım demek. Özümde neyim demek. Beni diğerlerinden ayıran en temel şey ne demek. ‘Şeklim ne?’ değil, ‘İçimdeki bu ses ne?’, ‘İçeriğim ne?’ demek. Böylece kendi ilkelliğinden arınmış hakiki insan doğar. hakiki insan burada belki daha bebektir ama en azından kendini bilir. ‘Transcendence’ diyorlar buna. ruhun tekâmülü, evrim. Ve işte bu evrim olmadan yani her bir birey kendini gerçekleştirmeye odaklanmadan demokrasi var olamaz. Bir diğerinin açlıkla savaştığı bir sistemde siz transcendence’e ulaşamazsınız. Kişinin kendini gerçekleştirebilmesi için ait olduğu toplumdan çok farklı olmaması gerek, yoksa, yüzleştiği şeyler yükselmesine değil kendini öldürmesine neden olacaktır. Demokrasi mi kendini gerçekleştirmekten, kendini gerçekleştirmek mi demokrasiden?… İnsanlığın kısırdöngüsüdür bu.’’

Kitaplarla ilgili yorumlardan sonra gelelim söz verdiğimiz gibi küçük anekdota. Kitapları bana öneren arkadaşımla kitapları bitirdikten sonra üzerlerine konuşmak için sözleştik. Ancak ben o kadar hızlı gitmişim ki kendisinden sonra başlamama rağmen ben üç kitabı da bitirdiğimde kendisi ikinci kitaba yeni geçmişti. “Hadi ben bitirdim, ne zaman konuşuyoruz?” dediğimdeki yüz ifadesini ve “nasıl yani bitirdim? Ne demek bitirdim?” deyişini hiç unutmayacağım.

PS: Büyük kabusuma kitapları okumama vesile olduğu için teşekkür ediyorum.

Pİ KİTAP ÖZETİ

Pi Özeti

Akilah Azra Kohen Pi

"Karanlıkla savaşmanın tek yolu fark etmektir. Fark edince ışık olursun."

Fi ile başlayan farkındalıklar yolculuğunu Çi ile devam ettirmiş Pi ile de sonlandırmış bulunduk. Hala bu seriyi okumayan var mıdır bilmiyorum ama eğer okumadıysanız şiddetle tavsiye ederim. Çünkü bu kitapların içinde sadece bir olay örgüsü yok, olayların içinde yer verilmiş birçok bilgi var. Şanslıyız ki Azra Kohen bizden sakınmamış bu bilgileri. İçinde dinden psikolojiye, güncel olaylara, bilimsel bilgilere ve daha birçok şeye ulaşabileceğiniz bir seri bu. En önemli yanıysa aslında bir kişisel gelişim kitabı olduğu halde elinizden bırakamayacağınız bir romana dönüşmesi. Serinin diğer özelliklerinin yanında bir de karakterler var tabii ki, çok uzun bir kitap olduğu için kısa kısa bahsedeceğim karakterlerden;

Darbe dergisiyle herkesin dikkatini çeken Özge, derginin kapatılmasına ilişkin aldığı tehditler sonucunda derginin yayımlanma sistemini dış ülkeden alıyor. Sadık Murat Kolhan’la aralarındaki yakınlaşma devam etse de Özge kendisine tamamen zıt ve sonradan hükümetin yanlısı olduğunu öğrendiği bu adama karşı tüm duygularını geri plana atıyor. Sadık sayesinde birçok kişiyle tanıştırılan ve milletvekili olan Özge çok etkili bir yemin konuşması yaparak sosyal medyada büyük ilgi görüyor. Özge'nin bu yükselişinden ve fikirlerinden rahatsız olan kişiler sayesinden Sadık Özge adına korkmaya başlıyor ve onu korumak istiyor. Özge ise tüm bunlara karşın hala kendi düşüncelerini savunmaya devam ediyor ve genel başkanlığa kadar yükseliyor. Her şeye rağmen genel başkanlığa kadar yükselen ve fikirlerini söylemekten kaçınmayan bu kızı risk olan gören kişiler arkasında Sadık'ın olduğunu düşünüyor. Başına gelecekleri önceden bilen Sadık ise ülkeyi terk etmekte buluyor çözümü. Ülkeyi terk ediyor ve Özgenin hayatından tamamen çıkıyor. Özge ise Can Manayın yaptırmış olduğu bir davette Deniz'le karşılaşıyor. Bu karşılaşma ise onları çok farklı duygu boyutlarına doğru götürüyor.

Deniz'in müziğini Şadiye'ye satan ve tanıştığı müzik yapımcısı Tugay sayesinde büyük bir üne kavuşan Ada reklam müzikleri yapmaya devam ediyor. Fakat uyuşturucu bağımlısı haline gelen Ada, çok başka bir kişiliğe dönüşüyor. Tugay'ın onu müziği için yanında tuttuğunu çok geç fark etse de o da kokain nedeniyle Tugay'ın yanında duruyor ve en sonunda farklı bir dozda almış olduğu uyuşturucu sayesinde intihar edip ölüyor. Elinde tuttuğu kemanıyla birlikte.

Göksel ise polis ve Deniz'in açtığı Sokak adlı yerde dans etmeye devam ediyor. Deniz'in onu bulmasıyla başlıyor her şey. Bir gün Ada ona geliyor ve Deniz'i soruyor böylece Ada'ya ulaşan ve onu çok farklı bulan Göksel en sonunda ölüsüyle karşılaşıyor. Bunu yapanın Tugay olduğunu bildiğinden aynı dozda ve aynı tipte uyuşturucuyla onu ölüme terk ediyor.

Can Manay'ın asistanı olarak işe başlayan Bilge ise Ali ile çok farklı bir ilişki yaşamaya başlıyorlar. Ali bir gün Bilge'den bir yardım istiyor. Otistik bir akrabası olduğunu ve onlara yardım etmesini istiyor Ali. Bilge kardeşinin de otistik olmasından dolayı kabul ediyor bu isteği. Bu yardım Ali'nin çiftliğinde çok vakit geçirmelerine ve yakınlaşmalarına neden oluyor. Ali Bilge'ye olan özel ilgisini ona da hissettiriyor ve Bilge'de ona karşı boş olmasa da pek belli etmiyor. Her şeyin çok güzel ilerlediği o zamanlarda Can Manay Duru'nun gidişiyle sarsılmış bir durumdadır. Adeta perişan bir halde olan Can'a Eti ve Bilge yardım ediyor. İlk başlarda pek istekli olmayan Bilge onun çaresizliğini görünce yardım etmek istiyor. Kendisine gelmesini sağlayanın Bilge olduğunu anlayan Can ona karşı ilgi duymaya başlıyor ve Bilge'yi bir şekilde etkileyerek evleniyorlar. Her şey çok güzel gidiyor ta ki Can, Duru'yu bulana kadar.

Duru'yu konferansa gittiği Avrupa'da bulan Can onun tüm gösterilerine gidiyor. İlgisi tekrar ortaya çıkınca onun için bir gösteri merkezi açmaya karar veriyor. Biletleri bulan Bilge ona sorunca kavga ediyorlar ve ayrılıyorlar. Duru ise Can'ın yaptırdığını bilse de kendi egosu nedeniyle kabul ediyor gelmeyi. Birbirlerini ilk gördükleri anda birlikte oluyorlar. Fakat akşamında Duru'nun söylediği bir söz nedeniyle Can, Bilge'nin değerini anlıyor ve Duru'ya zarar vererek gidiyor oradan.

Bilge'yle Can barışıyor fakat bunun farklı bir nedeni var. Eti, Bilge ve Özge Can'a komplo kurarak onu akıl hastanesine kapatıyorlar. Kitap Can Manay'ın akıl hastanesinde kalmaya devam etmesiyle, Özge'nin ve Deniz'in yeni buluşlarını uygulamaya başlamalarıyla ve Ali'nin Bilge'yle beraber olmasıyla sonlanıyor.

Çİ KİTAP ÖZETİ


Çi Kitap Özeti

Çi Akilah Azra Kohen

İYİ BİR HİKAYE ASIL BİTTİĞİ YERDE BAŞLAR...

Azra Kohen... İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema ile Ottawa Üniversitesi Üçüncü Dünya ülkelerine yardım ekonomisi bölümlerinden mezun çiçeği burnunda bir yazar. Okuyucuya içsel yolculuğun kapılarını açan üçlemesi Fi, Çi, Pi’in ikinci durağı Çi’dir.

Sabrın için minnettarım, diye başlıyor kitap ve şöyle devam ediyor:

"Bilgisayarımın bir köşesinde, bürokrasi hapishanesinde bekleyen Çi’yi sana ulaştırabilmek için vazgeçmemecesine savaştığımı ve seninle kurduğum bu bağın, senin varlığının, benim için çok değerli olduğunu bilmelisin. Aynı kaynaktan geldiklerimizle buluşmanın, hayatı değil sistemi yaşadığımızı anlamanın, bir parazit gibi tükettiğimiz bu gezegende kurulmuş bu lanetli sistemi aşmanın, gerekeni yapmak için uyanmanın zamanı yakın.

(...) Çi’nin satır aralarında pusuya yatmış anlamların sana ulaşması dileğiyle kocaman sarılıyorum sana, kendimden bir parçayı kucaklarcasına.

Beynimizi bilgiyle yıkamanın zamanı geldi." Ve Fi’den kaldığı yerden devam ediyor.

Can Manay en sonunda amacına ulaşır ve Duru’nun aklını çeler. Duru artık Can Manay’ın evinde yaşamaktadır. Sapkınlık derecesinde sevgilisine bağımlıdır. Öyle bir an gelir ki hiç kimseye sevgilisini göstermek istemez. Dans etmemesi için önüne bir sürü engeller koyar. Duru dans seçmelerine gittiği zaman, hiçbir şekilde gruba kabul edilmez. Dansıyla insanları büyüleyen Duru bu konuya bir anlam veremez. Çünkü Can Manay önceden ayarlayarak gruba katılmaması için talimat vermiştir. Tabi ki Duru’nun bu durumdan haberi yoktur. Bir de aşırı şekilde cinsel bağımlılık oluşmuştur. He dakika her saniye Duru ile çiftleşmek istemektedir. Önceleri Deniz’in umursamazlığından sıkılan Duru’nun bu ilgi hoşuna gider. Fakat sonra bu durumdan sıkılmaya başlar, kendini hapishanede gibi hissetmektedir. Önceleri Deniz’in bu durumdan haberi olduğunu ve umursamadığını düşünür. Fakat şans eseri Can Manay’ın evinde Duru’nun evinin bahçesini gözetlemek için yaptırdığı elektronik düzeni görür. Eski kayıtlardan Can Manay’ın evine gittiği gecenin kayıtlarını bulur. Deniz bahçede yere yığılmış ve çaresiz bir biçimde ağlamaktadır. Duru’yu aramış, fakat bulamamıştır. Aşık olduğu kadını bulamayınca korkmuş ve kendini çok zavallı hissetmektedir. Bu görüntü tek kelimeyle Duru’nun kabini parçalar. Artık pişman olmanın vakti gelmiştir. Can Manay’dan o kadar çok nefret eder ki ona gereken cezayı verecektir. Can Manay ise Duru’nun bu tavırlarından dolayı o kadar çok kendini kaybeder ki eski hastalığı nüksetmeye başlar. Çok yakın olduğu doktoru ve arkadaşı Eti’nin uyarılarına rağmen kendine gelemez. Çiçek’te yaptığı hatayı yine Duru’da da tekrarlıyordur. Can Manay bu durumdan kurtulacak mıdır?

Televizyonda bir magazin programında Duru ile Can Manay’ı gören Deniz o kadar çok bunalıma girer ki, artık şehirde yapılacak bir şey kalmadığına kanaat getirir ve bir köye yerleşir. Artık köyde bir işçidir. Karın tokluğuna çalışır, hiçbir şekilde para istemez. Sadece çocuklarla konuşur. Yetişkinlerle konuşmaz. Köyün imamının bir vaazında cevap verdiğinde midesi bulanır. Yetişkinlerden bu kadar çok nefret ediyordur. Fakat elinde öyle güçlü bir müzik yeteneği vardır ki dünyayı tek başına değiştirme kapasitesine sahiptir. Ama nasıl?

Çıkardığı ve çok güvendiği Darbe dergisi ile yine sansürden kaçamaz Özge. Dergi ilk sayısında çalınmış ve gizli bir numaranın mesajıyla çalındığı yeri bulmuştur. Kapağını değiştirerek sayısı eksik olsa da satmaya çalışır. Yine de istediği tirajı bulamaz. İnternet üzerinden e-dergi olarak dergiyi yayınlamaya çalışır. Bu arada ülke karışmış, bütün ülkede insanlar sokakta eylem yapmaktadır. Yanlışlıkla eylemin olduğu yere giden Özge polisten çok feci dayak yer. Bu arada Sadık Kolhan’la yakınlaşır ve Sadık Kolhan ona büyük bir teklif sunar. Bu teklif karşısında Özge çok şaşırır...

Bilge danışmanlık yaptığı Can Manay’ın son zamanlardaki tuhaflığından dolayı üzülmektedir. Ülkedeki eylemlerden dolayı uzun zamandır hoşlandığı Murat’ın polisler tarafından feci şekilde dövüldüğünü öğrenir. Darma duman olmuştur. Fakat Can Manay’ın yaşam sebebi olacaktır. Ama nasıl?

Hayatı değil, sistemi yaşadığımızı fark edenler, harekete geçmek için işaret bekleyenler, umursamayanlara karşı umursayanlar, hissedemeyenlere karşı hissedenler adına ve kendi tekamülünde kaybolmuşlar için yazılmış, dengeye adanmıştır, diyor yazar. Ders almak için, sistemin bize dayattığı bu hayatı sorgulamak için, en başta kendi farkındalığımızı fark etmemiz için okunması gereken bir kitap. Pi’yi de okuduktan sonra inanan bir insanın dünyayı değiştireceğine tanık olacağız. Sabırsızlıkla bekliyoruz..

Fİ KİTAP ÖZETİ

Akilah Azra Kohen Fi Kitap Özet



BU KİTAP HERKES İÇİN YAZILMADI

Azra Kohen… İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema ile Ottawa Üniversitesi Üçüncü Dünya ülkelerine yardım ekonomisi bölümlerinden mezun çiçeği burnunda bir yazar. Okuyucuya içsel yolculuğun kapılarını açan üçlemesi Fi, Çi, Pi’in ilk durağı Fi’dir. “Fi ile çıkılan yolculuğun tek durağıdır Çi. Sadece farkındalığa giden, değiştiren, mutlaka geliştiren bir yoldur bu ama sunduğu seks, macera, intikam, ihtiras sizi aldatmasın, zordur” diyor yazar. Kohen, verdiği bir röportajda ise Fi’nin yazılış amacını, ”Çaresizlik ve ihtiyaç. Çaresizlikten doğdu Fi. İzlemek zorunda bırakıldığım adaletsizliği engelleyebilmek için o kadar çaresizdim ki nerdeyse savaşa girecektim ve sonunda savaştığım o iğrenç şeye dönüşüp kesinlikle kaybedecektim, çünkü savaşlar savaşılarak kazanılmıyor, maalesef o kadar kolay değil. Ve ihtiyaçla büyüdü Fi, çünkü yazdıkça bir terapi gibi onardım kendimi.” diye tanımlar.

Yazara göre dünya büyük bir karmaşa içinde. Fakat bu karmaşanın nedeni ne eğitim, ne işsizlik ne de parasızlık. Ona göre annelerin çok büyük bir hatası var. Özellikle çocuklarını aşırı korumacı yetiştiren anneler, çocuklarına kimlik bilinci yüklemeyerek bireyselliğe erken yaşta uyanmalarını engelliyorlar. İşte bu kitap farkındalığını ortaya çıkarmaya çalışan dört ana karakter etrafında şekillenmiş bir eserdir. Kitabın ana karakterlerinden biri Can Manay… Ülkede çok ünlü ve zengin bir psikolog. Televizyonlarda program yapıyor ve özel seanslarında kendine özgü tarzıyla ünlü. Acımasız ve takıntılı bir avcı. İstediği ve açlığını çektiği şeyi elde etme pahasına her şeyini gözden çıkaracak kadar hırslı biri. Beraber olduğu kadınlarla buluşmasında rahatlık sağlayacak bir ev almak ister. Satın almak istediği eve bakarken yan evin bahçesinde dans eden bir kadın görür. Kelimenin tek anlamıyla çarpılır. İşte ondan sonra ‘bu benden de öte bir tutku’ diyerek tanımladığı dansçı Duru’ya aşkı başlar. Onu elde etmek için kendini kaybeder ve tüm kariyerini kaybetmek pahasına Duru’nun peşinden koşar. Fakat önünde çok büyük bir engel vardır. Kendi yeteneği altına ezilen bir müzisyen olsa da gayet karizmatik ve yakışıklı müzisyen Duru’nun sevgilisi Deniz. Bu yeteneğinin altında ezilmemek için kendini esrara veren yetenekli bir müzisyen. Can Manay, Duru’ya yakın olmak için bu evi satın alır. Birkaç kere çiftleri yemeğe davet eder. Duru en sonunda Can Manay’ın kendisine olan ilgisini fark eder, fakat Deniz’e olan aşkı ağır basar. Rahatsız olsa da bu durumdan Deniz’e bahsetmez. Fakat son zamanlarda Deniz’in esrara bu kadar çok bağlanmasından o kadar rahatsız olur ki aşklarında bir çatlaklık oluşur. Duru’ya olan bu ilgisi Can Manay’ı o kadar çok mahveder ki, sırf yakın olmak için projesi Deniz’e ona ait olan konservatuar açma teklifi götürür. Üniversitede hoca olan Deniz bu fikre o kadar çok sevinir ki, kafasında hazır olan projeyi gerçekleştirmek için hemen kolları sıvar. Diğer taraftan Can’ın Duru’ya olan ilgisini hiçbir şekilde fark etmez. Deniz’in bu tavrından Duru çok rahatsız olur. Ve Can Manay hiçbir şekilde Duru’dan vazgeçmez. Kendini kaybetme pahasına peşini bırakmamaya devam edecektir...

Romanın diğer ana karakterlerinden biri de Özge’dir. Köşeye sıkıştırılmış olsa da, potansiyelini kullanarak bu savaşı kazanmaya çalışan bir savaşçıdır. Can Manay’a istemediği bir soru sorulunca piyasada istenmeyen bir gazeteci olmuştur. Yine de yenilmez ve bu basın aleminin en başındaki kişiyle irtibata geçer. İnsanların sahte yüzlerini ortaya çıkaran ‘Darbe’ adında bir magazin dergisi çıkarır. Yine de Özge sansürlenmeye devam edecektir. Asla yenilmez ve savaşına devam eder...

Kitabın en sevilen ve en bilgece konuşmalar yapan dördüncü karakterimiz Bilge’dir. Şansız doğmuştur, fakat yine de hayatta kalmayı başarmıştır. Annesi yoktur. Doğru adında otistik bir abisi vardır. Can Manay’ın psikoloji sınıfından oldukça başarılı bir öğrencidir. Başkalarına ödev yaparak geçinmeye çalışan sıradan bir öğrencidir başlarda. Sonra Can Manay’ın danışmanı olarak yaşamaya devam eder. Ve sonra Can Manay’ın yaşam enerjisi olur. Ama nasıl?
Deniz'in oldukça yetenekli ve tüm yaylı çalgıları çalabilen bir öğrencisi var: Ada... Yeteneğine rağmen oldukça silik bir tip ve deli gibi Deniz'e aşık. Gösterişli biri olmadığından dolayı hiçbir erkek tarafından fark edilmez. Onu sadece tek bir kişi fark eder: Göksel. Oldukça iri yapılı konservatuarda öğrenci bir balet. Şans eseri Ada'nın müziğini dinlediğinde ona hayran kalır ve sapkınlık derecesinde Ada'ya bağımlı olur.

Bu kitap herkes için yazılmadı, der kitap. Farkındalığın ne kadar önemli olduğunu, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, (.............) asıl değerli olanın bizim için önemsizleştirilmeye çalışıldığını fark etmiş ya da fark etmeye hazır herkes için yazıldı, gerisiyse hikaye, der.

İnsanlar, anlaşılması için vardır metaforunu savunan kitabın kalınlığı sizi hiçbir şekilde vazgeçirmesin. Eminim Pi’yi de okuduktan sonra şu kanıya varacağız: Bir birey dahi doğru davranarak dünyayı değiştirebilir. Son olarak söyleyeceğim, kitabı okuyun ve tarafınızı seçin. Sizin için mi yazıldı bu kitap?

26 Haziran 2017 Pazartesi

Deniz Sekinin Yeni Kitabı Denizin Dibi Özeti

                             Deniz Seki Denizin Dibi Kitabı Özeti







Büyük bir emek ürünü olan Deniz Seki Mutluluğa Söz Verdim yapıtını pdf ya da e kitap olarak indirmek istediğinizin farkındayız. Fakat bu roman 2017 yılı basım olduğundan hernüz hiç bir platformda kendisine yer edinememiştir. Ancak eseri en yakın kırtasiye ya da kütüphaneden temin ederek okuyabileceğinizi asla unutmayınız. Peki sanatçı bu eserde bizlere neler anlatıyor ? Merak edenler için hemen bu konuya açıklık kazandıralım. Yazar mahkum edildiği günleri ve hapishanede yaşadıklarını ve hissettiklerini son derece sade bir dille okuruna aktarmaktadır. Çok seveceğiniz eminiz.



“Kendinizi karanlık bir denizin fırtınalarıyla boğuşurken bulduğunuzda, satırlarım size ışık olsun ve umudun hiç bitmediğini hatırlatsın istiyorum.”







Deniz Seki ilk kitabı Deniz’in Dibi’ni kendi topraksız Zincirlikuyu’su olan cezaevinden yazdı. Bolca gözyaşının ardında yaşadığı o karanlık günlerini anlattı. Yazdıkları bir dibe iniş öyküsüydü, ama denizin dibi hâlâ güzel, hâlâ pırıl pırıldı. Şimdiyse Mutluluğa Söz Verdim ile o kör kuyuda bile umudunu hiç kaybetmeden engin bir deniz olup nasıl taştığına tanık olacaksınız.




"Birlikte olduktan, birbirimize güvendikten sonra hepimiz on kaplan gücündeyiz. İtiraf ediyorum, ben aslında Kızılmaske'yim. Süper kahramanlığı bırakmış değilim. İsteseniz de emekli olamıyorsunuz. Yorucu ama heyecanlı bir iş. Sigortası yok ama ne yapalım. Buradayım diye size yardım edemem sanmayın. Mesela 'Fantom Deniz' diye seslenin, ben gelir bulurum sizi. Belki de bir şarkım koşar imdadınıza..."
-Deniz Seki-

Mutluluğa Söz Verdim; bir sanatçının, her şeyden önce aşka aşık, müziğe aşık bir kadının karanlıktan ışığa uzanan hikayesi…


Yaşamın değerini daha iyi anlamak, nefes aldığın her dakikaya şükretmek için dibi görmek gerek belki de... 

Deniz Seki'den mektup var! Deniz'in topraksız Zincirlikuyu'su olan cezaevinde kaleme aldığı kitabında, yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen umudunu kaybetmeyen bir Deniz Seki ile karşılaşacaksınız… Zümrüdü Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğacağı günü bekliyor. Geçici bir ayrılık olan bu süreçte yaşadıklarını, kalbinden dökülenleri ve yeni şiirlerini Deniz'in Dibi'nde bizlerle paylaşırken onu düşünen herkese en içten dilekleriyle selam ediyor.






 Deniz Seki’nin cezaevinde yazdığı kitap “Deniz’in Dibi.”



Tek söyleyebileceğim, kitap “damardan”.

Tamamen içeriden, kalpten yazılmış. 4 defterden oluşuyor. Belli bir kurgusu yok. Günlükler, notlar, sayıklamalar, içeriden hikâyeler, aslında içeride yaşadığın hayatın ta kendisi. Ama tamamını okuyunca Deniz’e her zamankinden daha yakın hissediyorsunuz. Süsleme yok, püsleme yok; kadın, zaten şarkı sözü yazarı, işi duygular, yaşadığı duyguları alıp karşımıza dikmiş.

Beni fena sarstı.

“Hayat, yaşamak için kısa. Beklemek için uzundur” diye başlıyor.

“Bugün, benim kara kışımın başlangıcı. Ama biliyorum ki, kapkara kışlar geçse bile, bütün kışlar, bir gün yaza döner. Bundan 6 sene önce de şimdi geri
döndüğüm yerdeki hayatlar donmuş, saatler durmuş, insanlar buza dönmüştü. Hâlâ öyle. Topraksız Zincirlikuyu’dayım...

“Sevgili okur, başı sonu belli bir hikâye değil bu kitapta sana anlatacaklarım. Yaşam gibi sürekli değişiyor ruh halim, duygularım. İçinde boğulduğum soru yağmurlarından, ağlama duvarından içim sızım sızım.

“Anlatacaklarım ‘Deniz’in Dibi’ni gösterecek sana. Şimdi beni okuyacaksın, kitap gibi açacağım kalbimi sana...


“Ezan okunuyor. Dinlemek, beni ve buradaki herkesi rahatlatıyor. Hapishane, bir yerde ibadethane. Allah’la dertleşip, ilahi adalete teslim olduğumuz, içimizi, tam anlamıyla salya sümük, ona akıttığımız tek yer. Buradan sonrası da zaten toprağın altı. Boşuna, “Burası topraksız Zincirlikuyu” demiyorum, aynen öyle...

Deniz Seki cezaevinde kitap yazdı: ‘Deniz’in Dibi’

3 GÜNDE 175 MEKTUBA CEVAP YAZIYOR

Türkiye’nin dört bir yanından mektuplar geliyor. Bir mektup komitesi oluşturmuşlar. Mektupları okuyorlar, ayrıştırıyorlar. Deniz de oturup cevap yazıyor. 3 günde 175 mektuba cevap yazdığı oluyor. Haftada iki günü mektup yanıtlayarak geçiyor.



AL BU MENDİLİ SİL GÖZYAŞLARINI SEVGİLİM

Nişanlısı Faruk geldiğinde, karşılıklı ağlıyorlar. Hatta kitapta şöyle bir bölüm var; görüşmedeler, arada cam var, ağlarken Deniz, cebinden peçeteyi çıkarıp, “Al aşkım, sil gözyaşlarını” diye Faruk’a uzatıyor. O anın sihrinde, arada cam olduğunu unutup. Sanki peçeteyi uzatabilecek ona dokunabilecek... Sonra göz göze geliyor, karşılıklı susuyorlar.

"Birlikte olduktan, birbirimize güvendikten sonra hepimiz on kaplan gücündeyiz. İtiraf ediyorum, ben aslında Kızılmaske'yim. Süper kahramanlığı bırakmış değilim. İsteseniz de emekli olamıyorsunuz. Yorucu ama heyecanlı bir iş. Sigortası yok ama ne yapalım. Buradayım diye size yardım edemem sanmayın. Mesela 'Fantom Deniz' diye seslenin, ben gelir bulurum sizi. Belki de bir şarkım koşar imdadınıza..."
-Deniz Seki-

Yaşamın değerini daha iyi anlamak, nefes aldığın her dakikaya şükretmek için dibi görmek gerek belki de...

Deniz Seki'den mektup var! Deniz'in topraksız Zincirlikuyu'su olan cezaevinde kaleme aldığı kitabında, yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen umudunu kaybetmeyen bir Deniz Seki ile karşılaşacaksınız… Zümrüdü Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğacağı günü bekliyor. Geçici bir ayrılık olan bu süreçte yaşadıklarını, kalbinden dökülenleri ve yeni şiirlerini Deniz'in Dibi'nde bizlerle paylaşırken onu düşünen herkese en içten dilekleriyle selam ediyor.